İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zülfikar Durmuş’dan ilginç açıklamalar

 

Röportaj: Fahri Sarrafoğlu


İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zülfikar Durmuş’danKURAN’ı anlamayla ilgili birçok soru sorduk ve kendisinden ilginç cevaplar  aldık. İşte Durmuş’un  verdiği ilginç ve bir o kadar da önemli cevaplar:

Hocam, her Hurafe Hurafemidir, bu Hurafe demekle iş bitiyor mu?

Hurafe, dinin aslında olmayan fakat çeşitli nedenlerle din adına ileri sürülüp benimsenen bâtıl inanç ve davranışlardır. Bir başka ifadeyle insanın tamamen kendi kafasından, heva ve hevesinden uydurduğu şeyler olup akla ve gerçeğe aykırı düşen aldatıcı şeylerdir. Her Hurafe Hurafedir; zira burada insan dinî ilkeleri, emir ve yasakları azımsayarak bunları ortaya atmaktadır. Aslında burada insan, kendini Allah yerine koymaktadır.


İnsanların gönüllerine ve hislerine hitap etmek önemli

 

Bu Hurafedir demekle iş bitiyor mu? Yüzyıllardır devam ede gelen bir uygulama ya da inanç diyelim, nasıl bunu bir sözle ya da bir türbe üzerine yazılmış levha ile bitireceğiz?


Hurafeyi yasaklamak veya “dinde yoktur bu yaptığınız şirktir” denilmekle birlikte sorunu çözmek için gerekli izahların yapılması gerekmektedir. Bu izahlar aklî ve naklî olmalıdır. Çünkü kimi insanlar aklî izahlarla kimileri de naklî dediğimiz ayet ve hadislerdeki izahlarla etkilenebilirler. Bu yöntem Kur’an’ın da yöntemidir. AllahTeala her türlü örneği ve izahı getirerek insanların akıllarına, gönüllerine ve hislerine hitap etmektedir. Kısaca, bir şeye yok demekle yok olmuyor. Bıkmadan usanmadan üzerine gidip yanlışlıklar güzel bir üslupla anlatılmalıdır.


Türkiye’de din “kültür” olarak değerlendirilmektedir.

Sanki Hurafeye yatkın bir toplum mu olduk sizce?  Neden Hurafeyi severiz sizce?


İnsanlar gizemlerin, sırların peşinde koşmayı çok severler. Türbede yatan veya yattığına inanılan(!) kişilerle ilgili gerçek olmayan pek çok şey uydurulup anlatılmaktadır. Bu da vahiyden beslenmeyen, Hz. Peygamber’in şirkle ve müşriklerle mücadelesinin farkına varamayan insanlarda daha çok gözükmektedir. İnsanın üniversite okuması bu durumu değiştirmiyor. Aklını ve cüzi iradesini kullanamayan üniversite mezunu olmasının bir kıymet-i harbiyesi olmamaktadır. Türkiye’de gelenek ve görenekler maalesef ağır basmaktadır. Dini ve ahlaki bilgiler araştırılarak öğrenilmiş bilgiler olmayıp anne-babadan, çevreden basma-kalıp edinilmiş bilgilerdir. Burada akıl ve sorgulama yeteneği devrede değildir. “Atalarımızı böyle yapar bulduk” inancı ve algısı hâkimdir. Türkiye’de din “kültür” olarak değerlendirilmektedir. 

Bunun sebebi “KURAN’ı”  doğru anlamamaktan kaynaklanıyor diyebilir miyiz”?
Evet, en başta Allah’ı gereğince tanıyamamak vardır. Müşrikler ve ehl-i kitap bağlamında Allah bu gerçeği şöyle ifade etmektedir: “Onlar Allah’ı gerektiği gibi tanımadılar.” O bakımdan müşrikler Allah’ın yaratıcı olduğuna inanmakla beraber O’na ortaklar koştular. Yahudiler O’nu millileştirdiler, Hıristiyanlar ise üçlü birAllah icat ettiler. Hz. İsa’da olağan üstülükler gördüler. Bir başka ifadeyle müşrikler ve ehl-i kitap Allah’ı somutlaştırdılar. Böylece ilahi güce bir an önce ulaşıp istediklerine sahip olabileceklerdi. Bunlar aynı zamandaAllah’ın güç, kuvvet gibi kimi niteliklerini bizzat çeşitli varlıklarda (put, aziz, peygamber, veli vb.) görmek istediler.


Hurafenin oluşmasında din görevlilerinin de sorumluluğu var


Sadece halkın değil, din görevlilerinin de sanırım gerçek Hurafe konusunda bilgilenmesi gerekiyor değil mi? Zira kişinin psikolojisini alt üst edecek açıklamalar sanırım faydadan ziyade zarar getirir.

Aslında halkın pek de suçu yok denebilir. Burada sorunun büyük kısmı din görevlilerindedir. Çünkü bunlar dini, vahyi, Kur’an’ı ve Hz. Peygamber’i bilmiyorlar. Bilmek de istemiyorlar! Bunlar ciddi okumayı, anlamayı, kafa yormayı, sorgulamayı ve insanlara anlatmayı gerektiren hususlardır. Birileri bize anlatsın biz de rahat edelim yanlış mantığı vardır. Oysa her konuda olduğu gibi bizim biricik rehberimiz Hz. Muhammed’dir (sav). Onun hayatı, mücadelesi, insanlara doğru ve gerçek bilgi ve şuuru vermek için çırpındığını içselleştirebilsek mesele kendiliğinden hal olacaktır. 

O zaman ideal bir din görevlisi nasıl olmalıdır?


İdeal bir din görevlisi: Dünyaya niçin gönderildiğinin farkına varabilen, dinin sahibinin Allah olduğu bilincine vakıf, Kur’an ve Sahih sünnet bilgisi ile mücehhez olan, dinin insanlara mutlaka doğru olarak anlatılması gerektiğine yürekten inanan, sözü ile özü doğru orantılı olan, hakikat peşinde koşan, hak sevdalısı olan…


Belli zaman ve mekânlara Kur’an’ı hapsetmemeliyiz


KURANın ilk emri OKU olmasına rağmen sizce KURAN’I nasıl okuyoruz, anlayarak mı? Yani okuma çok, milyonlarca hatimler var ama anlayarak ya da bu sene bir milyon Meal okuduk gibi bir cümleyi göremeyiz, neden acaba?


Kur’an’ı okuma biçimimizi değiştirip belli zaman ve mekânlara Kur’an’ı hapsetmemeliyiz. Bir başka anlatımla sadece Ramazanlarda, sadece ölülerin arkasından Kur’an okumakla hatim yapılmış olmaz. Zira Kur’an’ın kendisine indiği Resûl-i Ekrem Efendimizin ve onun dizinin dibinde yetişen ashabın böyle bir Kur’an okuma biçimi olmamıştır. Efendimiz mezara sık sık gitmiş ama kendisi için gitmiştir; ibret alıp ölüm ve ahiret gerçeğini unutmamak için…


KURAN‘la nasıl arkadaş oluruz yani okuyup anlayabiliriz, sizce bunun yolu nedir?
Kur’an hayat kitabıdır, Kur’an arkadaştır. Her zaman ve zeminde onunla ilişkimizi sağlıklı bir şekilde sürdürmeliyiz. Gerçek arkadaş, arkadaşını her zaman iyi ve güzel olana çağırır, ona yönlendirir. Gerçek arkadaş olan Kur’an da insanı hem en güzel olanlara yönlendirir (iman ve amel-i sâlih) hem de tehlikeli durumlara karşı uyarır, ikaz eder.  Allah kelamı olan Kur’an’ı yanımızdan ayırmadan, başucu kitabımız olarak algılamalı ve böylece onu okumalıyız. Allah bu kitapta “bana ne diyor, ne demek istiyor” gibi bir yaklaşımla okumalıyız.


Kopyalama usulü ile Meal yazılıyor


KURAN’ı anlamak demişken, bura da karşımıza Mealler çıkıyor. Birçok Meal var ülkemizde yüzlerce ama hemen hemen ya hepsi aynı ve bilinen yanlışlar da yapılıyor sanırım?  Bu hatalar nelerdir?


Meallerin ekseriyeti ciddi emek mahsulü olmayıp birbirinden kopyalama usulüyle hazırlandığı için hatalar tekrarlanmaktadır. Bize göre Meallerdeki hataların nedenleri 5 tane olup şöyledir:

1. Harfî çeviri yapılması.2. Türkçenin yeterince bilinip kullanılamaması. 3. Arapçanın yeterince bilinip kullanılamaması. 4. Manaları ortaya çıkarmada zamirlerin merciinin iyi tespit edilememesi. 5. Bağlamın nazar-ı itibara alınmaması.

“Kur’an/Arapça zordur” düşüncesi zihinlerden izale edilmesi gerekir


KURANi taassuplar konusunda birkaç cümle ile görüşlerinizi alabilir miyiz? KURANı anlamaya engel (ler) var belki, bu da geçmişten kaynaklanan taassuplar olabilir mi ne dersiniz?


Kur’anî taassup, öncelikle zihin meselesidir. Her şeyden önce Kur’an kolay bir kitaptır. Hem anlaşılması (Kamer 54/17, 22, 32 ve 40) hem de yaşanması (Bkz: Hacc 22/78) açısından. “Kur’an/Arapça zordur” düşüncesi zihinlerden izale edilmesi gerekir. “Ben anlayamam birileri anlasın bize anlatsın.” düşüncesi tamamen yok edilmelidir. Çünkü Kur’an herkesin kitabıdır. Fert olarak herkes içindekilerden sorumludur.


Günümüz gençliğine dönük özellikle KURANI ANLAMA konusunda neler tavsiye edersiniz?


Geleneksel Kur’ân okuma biçimimizi değiştirip özellikle şu hususlara dikkat edilerek okunmasının Allah’ın muradına daha uygun olacağı inancındayız. Böylece birey, aile ve toplumlar olarak Allah’ın bizde görmek istediği ahlakî faziletlerle donanmış olacağız:
a. Allah kelamı olduğunu içselleştirerek okumalıyız.
b. Anlamak ve yaşamak için okumalıyız.
c. Okunan her ayette “Kur’ân bana hitap ediyor.” düşüncesini zihnimizde sabitleyerek okumalıyız.

RÖPORTAJIN DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website