Yazan: Fahri Sarrafoğlu

Fahrettin Amca, elinde bastonu ile yavaş yavaş Fatih Camine doğru gidiyordu, bugün günlerden Cuma olduğu için özellikle erken çıkmıştı evden. Camide en önlere gider, vaazı daha rahat dinlemek için tam kürsünün karşısına kendini ayarlar, namaza kadar da orada beklerdi.  Camiye yaklaştığında avluda bekleyenlere baktı, banklarda oturmuşlar, eş-dostla hoş sohbet ediyorlardı.  Fahrettin Amcamız camiye girdiğinde vaazın başlamış olduğunu gördü ama camide neredeyse kimse yok denecek kadar cemaat vardı. Vaaz eden hoca efendi vaazına başlamış konuşuyordu. Her zamanki yerine gitti oturdu vaazı dinlemeye başladı ama olmuyordu, yok aklı dışarıdaydı. Allah Allah insanlar niye dışarıda otururlardı ki, tamam dedi nasılsa mikrofonun sesi açık herhalde insanlar dışarıda dinliyorlardı vaazı. Ama gerçek hiçte öyle değildi. Evet, camilerde mikrofonun sesi açıktı açık olmaya ama açıkçası hem ses anlaşılmıyor hem de zaten dinleyen de yoktu. Fahrettin Amca o gün her zamanki gibi yapmadı, kalktı yerinden ve caminin girişine gidip oraya oturdu. Aklına takılmıştı bu insanlar neden içeri girmiyorlar, ya da giremiyorlardı?

Bu sırada, ezan vakti geldi ve ezan okundu. Cami ezanın okunmasıyla birlikte o kadar doldu ki, müezzinler anonslar yaparak cemaatin biraz daha öne giderek sıkışmalarını rica ettiler. Allah Allah insanlar bir anda nasıl da bastırmıştı. Cami tıklım tıklım dolmuştu,  hem içeri hem de dışarı. Fahrettin Amca sükunet içerisinde hutbeyi dinledi.  Cuma namazı bittikten sonra birden oturduğu yerden irkilerek birazda korkarak kenara çekildi. Aman Allah’ım pat pat sesler ve insanlar itiş itiş üzerine geliyordu. Evet, evet abartma yok, Fahrettin Amca biran bunalacağını hissetti kenara çekildi. Namazın bitmesi ile birlikte insanlar camiden biran önce çıkmak için adeta birbirleri ile yarışıyor, ayakkabılarını da o kadar yukarıdan atıyorlardı ki hem toz hem de gürültülü bir şekilde ses çıkıyordu.

Dışarıdan bakan içeride bir olay çıkmış, ya da içeride bir panik olduğunu sanması mümkündü. Evet, ,insanlar kaçar gibi camiden çıkıyorlardı.

Fahrettin Amca bugüne kadar hem önde namaz kıldığı için bu ayrıntıyı hiç görmemişti. İlk defa namazdan sonra insanların telaşla camiden çıktıklarını görüyordu.

Namazını kıldı ve Malta kapısından doğru eve gitmek için yöneldi. Caminin avlusunda iki genç konuşuyorlardı. Kulak kabarttı çünkü bu iki genç az önce tam önünde namaz kılmışlardı.  Şöyle konuşuyorlardı.

-Tarkan’ın konserine bilet bulabildin mi?

-Yok ya bulamadım ah bir bilet bulsam iki katı para verebilirim.

-İyi de bulsan bile 2-3 saat süren konseri anca ayakta izleyebilirsin.

-Olsun oğlum razıyım ben ayakta izlemeye Tarkan’ın konseri oğlum bu. 6 bin kişi izleyecek onu.

Fahrettin Amca şaşırmıştı…Hayretler içindeydi. Bir müzik sanatçısının konseri var. Bu biletler bulunmuyor günler öncesinden satılıyor, üstelik de açık havada ve ayakta izleniyordu. Yağmur yağsa bile razıydı. Yeter ki o konsere bilet bulabilseydi.

Kafası karışmıştı. Aklına şu sorular geliyordu

-Bir konser salonuna bak bir de camiye bak, diye kendi kendine konuşmaya başladı.  Geniş ferah ferah, rahat oturabilirsin camilerde. Halı var, ter temiz. İçerisi sıcak. . Neden camilerimizden namaz sonrası adeta kaçar gibi çıkılıyor? Neden bir konsere gösterdiği önemi camiye göstermiyordu. Geceden konser bileti almak için gösterdiği fedakârlığı sadece Cuma günleri namaz öncesi de gösterseydi ya… Demek ki başta kendisi olmak üzere gençlerin gönlüne girebilmeyi becerememişlerdi. O sanatçı sesi ile binlerce kişiyi kendisine bende etmiş, hayran etmişti. Yoksa hiç geceden kuyruğa girer mi, o kadar parayı konser için verir miydi?  Suç gençlerde değildi… Peki kimde?

Aklına şu ayeti kerime geldi.  “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. “ (Ali İmran 159)

Galiba gençlere karşı gereken yumuşaklığı gösteremedik, dedi tekrar Fahrettin Amca ve devam etti gerçekten Hazreti Peygamberin yaptığı gibi yumuşak davransaydık onların kalbini kazanırdık… Sonra eve doğru yürümeye başladı. Yapacak çok iş vardı. Bu gençlerin kalbi kazanılmalıydı.

 

Kısaca:

“(Ey Muhammed!) Sen, Rabbin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.” (Nahl, 16/125)

“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şüphesiz şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra 17/53)

“Fir’avn’a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. Ona tatlı dille konuşun. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (Taha 20/43-44)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website