Doçent Doktor Ali Ayten: “Cezalandırma yoluyla empati kazandırılmaz”

Röportaj: Fahri Sarrafoğlu

Din Psikolojisi, Empati ve Din, Psikoloji ve Din ve Tanrı’ya Sığınmak kitaplarının yazarı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Öğretim Üyelerinden Doçent Doktor Ali Ayten ile Empati üzerine farklı bir söyleşi yaptık:


Empati kurmak tüm dinlerde var mıdır? Yoksa sadece İslam dini mi, daha çok empatiyi gerek ibadetlerle gerekse düşünce bazında öne çıkartıyor.

Empati, bireyin kendini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlama durumudur. “İçinde hissetme” anlamına gelen Eski Yunanca’daki “empatheia” kelimesinden türemiştir. Dilimizde hem empati kelimesi kullanılmakta hem de “eş duyum” olarak da kullanılmaktadır. Bireyin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Bu yönüyle empatinin duygusal, bilişsel ve davranışsal yönleri vardır. Yardım etme ise empatinin ifade şeklidir. Şöyle ki yardıma muhtaç bir kişinin içerisinde bulunduğu durumu empati kurarak anladığımızda ona yardım edersiz. Tabiî ki başkasına yardım ederken tek faktör empati değildir ancak empati kurulmuşsa muhtaç durumda olan birine yardım ihtimali artar, hız kazanır hem de yapılan yardım çoğunlukla karşılıksız, başka bir ifadeyle diğerkamca olur. Aksine kişi empati kurmadığında yardım etmemiz karşılık bekleyerek olabilir ki toplumdaki yardımlaşmaların büyük çoğunluğu böyledir. Karşılık esastır. Bu bir tür, “Sen benim sırtımı kaşı ben senin kini” durumudur.

 100-1646

Tüm dinlerde empati ve muhtaçlara yardım et emri vardır

Diğer dinlerde durum nasıldır?

Sadece İslam da değil, Hemen hemen bütün dinlerde “muhtaçlara yardım et”, “başkalarını sev”, “iyilik yap” ve “kendine nasıl davranılmasını istersen başkalarına da öyle davran” şeklindeki öğütlere rastlamak mümkündür. Hemen hemen bütün dinlerde  dindar olmak, “sevgi, adalet, merhamet, şefkat, yardımseverlik, empati, iyilik” gibi kavramlarla özdeşleşmiştir.

Kur’an’da yardım etmeyi ve dayanışmayı teşvik eden ve “sadaka ve infak”  kavramlarıyla ifade edilen pek çok emir bulunmaktadır (Ali İmran, 3/134; Rad 13/22). Hz. Muhammed (SAV) pek çok hadisinde yardım etmeyi ve dayanışmayı tavsiye etmiştir. Müslümanların bir kısmını diğerlerine yardımcı ilan edip onları yardım edenler (el-ensar) şeklinde isimlendirerek, yardımlaşmaya somut bir vurguda bulunmuştur. Yardıma muhtaçlara bizzat kendisi yardım ederek, diğer insanlara örnek/model olmuştur.

Tevrat’da yardımlaşmayı, komşuya iyilik etmeyi emreden pek çok emir vardır (Tesniye, 15: 12-14; Çıkış 20: 12-17). İncil’de de “iyilik” “sevgi” ve “merhamet” gibi kavramlara sıkça yer verilmektedir. Hz. İsa, takipçilerini Merhametli insanlar/İyi Samiriyeli (The Good Samaritan) olarak nitelendirmiş (Luka 10: 29-36) ve yardım edenlere övgüde bulunmuştur. Budizm, İyilik (metta), merhamet (karuna), verme (dana) gibi ahlaki değerlere vurguda bulunmaktadır. Pekçok Budist düşünür de “başkası yönelimli” düşünme tarzına dikkat çekmekte ve kişiyi toplum yanlısı eğilimleri yok eden düşmanlık, haset, hüsran gibi duygulara karşı uyarmaktadır.Kısacası diğergamlık ve yardımlaşma, bütün dinlerin üzerinde durduğu en önemli erdemler arasında yer alır.

Empati kendinden aşağısını düşünmek değildir

İslam’da empati denilince genelde “yardım etmek” anlaşılıyor. Birine bir şeyler vermek empati mi kurmuş oluyoruz?

İslam’da empati denilince genelde “yardım etmek” anlaşılıyor çünkü yukarıda ifade edildiği üzere yardım etme empatinin bir ifade şeklidir. Kişi karşıdakinin durumunu anladığını ifade etme şekillerinden birisidir yardım etme. Ancak burada yardım etme sadece muhtaç veya sosyo ekonomik durumu iyi olmayan birine maddi yardımla sınırlı değil tabiî ki.

Yardımla kastedilen, sosyo ekonomik durumu bizden iyi,eşit veya zayıf olsun fark etmez, herhangi bir şekilde yardım isteyen kimseye (maddi anlamda para olabilir, eşyasının taşınması olabilir, derdini dinlemek şeklinde olabilir, arabayla bir yere bırakmak şeklinde olabilir, gülümsemek, dua etmek şeklinde olabilir vs.) veya ima edene -ki bazı insanlar yardım da istemez- o anda ihtiyaç duyduğu şeyi ( para, zaman ayırma, gülümseme, dua etme vs) vermedir. Şöyle düşünelim bir arkadaşımızı gördük halinden anlaşılıyor ki dertli onun derdini dinlemek, yapabiliyorsak moralini düzeltecek birkaç cümle söylemek bile bir “yardım etme”dir. Bu çerçevede düşündüğümüzde herkesin yardım edebileceği, empati kurabileceği bir ortam her zaman ve şartta vardır. . O yüzden empati kendinden aşağıdakini düşünmek asla değildir.

ali_ayten_son

Oruç “kişiye empatik bir yaklaşım “kazandırır

Ramazan ayı yaklaşıyor ve oruç gündemimize giriyor. Oruç ibadetini empati açısından değerlendirebilir miyiz?

Empati söz konusu olunca oruç ibadetinin ve ramazan ayının önemli bir yeri söz konusudur. Çünkü, oruç ibadeti bireyin aç ve yardıma muhtaç insanların durumunu anlamasını sağlayan bilişsel bir dönüşüm yaşamasını temin eder. Oruç tuttuğu süre içerisinde aç ve susuz kalan ve bu yüzden muhtaç durumda olan birey kendisi gibi muhtaç olanların halini daha iyi anlar. Oruçlu olan ve gün boyunca kendisinin ibadet halinde ve Allah’ın huzurunda olduğunu bilen insan, ötekini anlama ve ona şefkat duygusuyla yaklaşma çabası içerisinde olur. Oruç tutanlar diğer zamanda olmadıkları bir ruh haline kavuşurlar. Bu ruh hali, bireyin kendisine ve çevresindekilere olan ilgisinin artmasıyla kendisini gösterir. Orucun bireye kazandırdığı algılama değişikliği bireyin daha anlayışlı ve empatik yaklaşmasını, ayrıca daha diğerkam ve yardımsever olmasını sağlar.

Oruç ibadeti insanı Hz Peygamberin “Hiçbiriniz kendisi için istediğini Mü’min kardeşi için de istemedikçe kamil manada iman etmiş olamaz1 sözüyle işaret ettiği “olgun Mü’min” vasfına yakınlaştırır. Bir başka ifadeyle oruç ibadeti bireye öteki insanlarla bütünleştiren, onların duygularını anlamasını ve acılarını paylaşmasını sağlayan empatik bir yaklaşım kazandırır. Bu yaklaşım kişiye, olaylara başkasının penceresinden bakmayı daha objektif ve adil olma, çevresine karşı duyarlı olma ve onlara değer verme imkanı tanır.

Empati geliştirilebilir mi? Öğrenme veya deneyimlerle. Yani daha çok empati daha çok digergamlık için siyasi otorite desteği ile bu bilinçlendirme artırılabilir mi ya da olsa bile etkisi konusunda görüşleriniz nedir?

Empati, kalıtsal bir yönü olan ve çocuklarda ilk yaştan itibaren görülen bir niteliktir. Doğan her çocuk empati yeteneğiyle doğar ancak bu yeteneğin geliştirilmesi gerekir. Özellikle çocukluk döneminde gerek eğitimle gerekse soysal ortamda çocukların empati becerileri gelişir. Etrafından herkesin başta ebeveynin birbirini anladığı ve yardım ettiğini, çevresinde muhtaçlara, herhangi bir problemle karşılaşan kişiye yardım edildiğini gören çocuklar sosyal öğrenme neticesinde bunu zamanla öğrenirler. Bu durum, başlangıçta büyükleri taklit etme düzeyinde olsa da büyüdükçe içselleştirilir ve kendine maledilir.

Özellikle ergenlik döneminde artık empatik gelişim olgunlaşır. Bir genç artık gerçek manada başkasını anlayabilme, kendisini onun yerine koyabilme ve duygusal duyarlılık yetisini hemen hemen kazanmış olur. Empati yeteneği, hayatın daha sonraki yıllarında da gelişmeye devam eder. Birey sosyal çevresiyle uyum sürecinde bu eğilimini geliştirmeyi sürdürür. Bunun bir hapı veya iksiri yoktur birden bire artırılabilecek bir durum da değildir uzun sürede öğrenilen geliştirilen bir durumdur.

 Cezalandırma yoluyla empati kazandırılmaz

Empati nasıl kazanılır diye sorduğumuzda  ne cevap verilebilir?

 Empatinin ve buna bağlı olarak diğergam tutumun kazanılmasında, çocukluk çağının ilk yıllarından itibaren ebeveyn ve yakın sosyal çevreyle olan ilişkiler belirleyicidir. Çocuklar ailelerinin başkalarını anlamaya sevkeden sözlü mesajlarından ve kendilerine anlatılan empatiyi teşvik edici hikâyelerden etkilendikleri gibi, ebeveynin kendi aralarında ve çocuklarına karşı sergiledikleri empatik tavırlardan da etkilenmektedirler. Anne-babalar tarafından çocuklarının başkalarını anlamaya ve yardım etmeye yönelik çabaları desteklendiği ve ödüllendirildiğinde empatik eğilimin kazanılması pekişmektedir.

Aksine cezalandırma yoluyla yapılan ısrarlar ise özellikle içselleştirilmiş bir empatik eğilimin kazanılmasını olumsuz etkilemektedir Nitekim emprik araştırmalarda anne-babaları tarafından diğergam davranışlarda bulunması engellenen, bu tür örnek davranışlar gözlemleyemeyen ve bu süreçte cezalandırmayla karşılaşan çocuklar diğerlerine göre daha az empatik olmaktadır

Bir başka ifadeyle anne-babanın model olarak başkalarının dertleriyle ilgilenmesi, çocuğun empatik eğiliminin gelişimde yararlı olacak en iyi uygulamadır. Ayrıca gelişim aşamasında çocuğa gösterilen sıcak ilgi, karşılıksız sevgi ve güvenli bir bağlanma ilişkisi gibi faktörler de empatik gelişimi olumlu yönde etkiler.

Türkiyedeki Reel Durum: Hala Yardım Ediyoruz

Türkiye’de empati ve yardımlaşma hakkında rakamsal bilgi verebilir miyiz?

2009 yılında Türkiye’nin 7 bölgesinde ve 32 ilinde yaptığımız alan araştırmasına bağlı kalarak diyebiliriz ki insanımız yardımlaşıyor. Ayrıntılandırmamız gerekirse insanlar, cami ve cami dernekleri gibi veya herhangi bir hayır kurumuna maddi yardım yapmayı en çok tercih ediyorlar. Burada tabiî ki en önemli unsur, güven unsurudur.

İnsanlar güven duydukları zaman yardım etmekten çekinmiyorlar. Türk halkı, başkalarını anlama ve onların dertleriyle dertlenmeye ve muhtaçlara yardım etmeye eğilimlidir. Yardım etme süreci uzadığı ve yardımın külfeti arttığı zaman yardım etme eğilimi düşmüştür. Yardımın kime yapıldığından ziyade yardımın süresi ve külfeti yardım etmede daha belirleyici bir unsurdur. İnsanlar, kurumlara yaptıkları yardımda herhangi bir karşılık beklemezken, komşuya ve arkadaşa yardım ederken, dayanışmada bulunurken karşılık bekleme ya da koşullu olarak yardım etme eğilimindedir.

Araştırma bulgularına göre Türk halkı, genel olarak, dini tutum ve davranışlarını yerine getirme eğilimindedir. Yardım etmede kesinlikle dini bir unsur olarak görülmektedir. Kişilerin başkalarına yardım etmesindeki en büyük etkenlerden biri hiç tartışmasız dindir.

İkinci unsur ise kültürdür. Bizim toplumumuz bireyci bir toplum değil henüz. Buraya doğru evrildiğimiz doğrudur, ancak Batı ile karşılaştırıldığında bizim toplumumuz hala kolektivist toplumdur. O yüzden kültürel vicdanın bir gereği olarak da insanlar bir birine yardım etmektedir. Ancak kişisel kanaatim dinin etkisi biraz daha diğerkamlığı artırıcı yönde olmaktadır.

Dini bir gereklilik olarak yapan kişi daha çok karşılık beklememe eğilimindedir kültürel olarak yapan ise bu hale bende düşebilirim duygusuyla hareket etme eğilimi daha fazladır. Ancak bunların hepsi aynı anda etkilidir. Birbirinden ayırmak oldukça zor ancak şunu söyleyebiliriz ki, din ve kültür en etkili iki unsurdur. Tabiî ki teknolojik gelişmelerle birlikte yardımlaşmanın formları değişmektedir; ancak geçmişte insanlar daha iyi yardım ediyordu da bugün yapmıyorlar diyemeyiz. İnsanlar dün olduğu gibi bugün de yardım etmektedir. Geçmişte daha geleneksel tarz da iken bugün modern bir tarzda yardımlaşma oluyor. Geçmişte imece yapılıyordu, elden para veriliyordu, bu gün ise EFT yapılıyor.

Cinsiyet ve yardımlaşma arasında bir ilişki var mı?

Kadınlar arkadaşa yardım etmede erkeklere göre daha başarılı, erkekler ise cesaret gerektiren belirsiz durumlarda yardım etmeye daha yatkın. Bir kavgayı ayırma vs. kısacası  kişiler, cinsiyetlerine uygun yardım türünde daha başarılıdır. Erkeklerin, yabancıya ve belirsiz durumda yardım gibi cesaret ve güç gerektiren geleneksel erkek rolüyle tutarlı yardım davranışlarında, kadınların ise, çocuk bakımı, arkadaşın rahatlatılması gibi sabır ve ilgi gerektiren durumlarda yardım etmeye daha eğilimlidir.

Kadınların empati yeteneği erkeklere göre daha fazla. Başkalarının düşünce ve duygularını anlama, kendilerini onların yerine koyabilme, muhtacın derdiyle dertlenme ve onu ferahlatma eğilimi erkeklere göre daha yüksektir.

Yetişkinler gençlerden daha fazla yardım etme eğilimindedir. Empatileri de gençlere göre daha yüksektir.

Cevre faktörü de sanırım etkili oluyor?

Yardım etme eğilimi sosyal çevreye göre artma ve azalma şeklinde bir farklılık göstermez. Kırsal bölgelerde, geleneksel yardımlaşma usulleri geçerliyken, şehirlerde yardım etmenin kent yaşamına uygun yeni ve modern formları ortaya çıkmıştır. Yani hem şehirliler hem köylüler yardımlaşmakta eşittir ancak yardım etme biçimleri farklıdır.

Temel ihtiyaçlarını bile zor karşılayanlar, temel ihtiyaçları dışında harcama yapamayanlara, hiç düşünmeden harcama yapanlara, düşünerek ve rahat harcama yapanlara göre daha yardımsever bir eğilim içerisindedir.

Buna göre, temel ihtiyaçlarını bile zor karşılayan, yani geçim sıkıntısı çeken, maddi sorunlarla mücadele eden fakir insanların, muhtaçların durumundan etkilenme, onlara şefkat ve merhamet gösterme, onların dertleriyle dertlenme gibi empatik eğilimleri diğer gruplara göre daha yüksektir. Harcama durumunda rahatlama oldukça, ilginç bir şekilde empatik eğilim azalmaktadır. “Düşenin halinden düşen anlar veya “Tok açın halinden ne anlar” ifadeleri bu durumu açıklar niteliktedir.

Sonuç olarak araştırmada elde edilen bulgulara göre, Türk halkı genel itibariyle başkalarını anlama, onların dertleriyle dertlenme ve mümkün oldukça muhtaçlara yardım etme eğilimindedir. Özellikle güvenilir bir hayır kurumuna yardım konusunda kişilerin yardım etme eğilimi yüksektir. Yardımın külfeti/külfetsizliği kime yapıldığından daha önemlidir. Kadınlar ve erkekler, sosyal cinsiyet rollerine uygun yardımlara yönelmiştir. Kentlerle kırsal kesimler arasında yardımlaşmanın yoğunluğundan ziyade formları farklılık göstermiştir. Ekonomik durumun yardımlaşmayı artırıcı olumlu bir katkısı yoktur. Ekonomik durumu zayıf olanlar daha iyi empati kurabilmektedir. Dindarlık gerek empati kurmada gerekse yardım etmede önemli bir faktördür. Dindarlık ve empati başkalarına yardım sürecinde, bireye diğergam motivasyon sağlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website